22 Mayıs 2011 Pazar

Dinleyiş...

     Ne kadar gördüysem, o kadar körüm! Ne kadar konuştuysam, o kadar dilsiz… Duyduysam onca sesi, bil ki sağırım! Tüm sonuçlara ulaştım sanma, anla, yalnızca benim sebepsiz…
      Söyleyemediğim bir acı var daima içimde. Hep saklıyorum, korkuyorum görecekler diye. İstemiyorum gitsin, terk etsin yüreğimi. Çünkü ancak onunla hatırlayabiliyorum nedenimi…
      Aldığın nefes kadar mısın sen? Sevgiyi yaşadığı kadar mı genişler kalbin? Ne denli, nasıl yaşadın hayatı? Ben, ben diye çırpınırken; hiç olabildin mi kendin?
      Her şeyi bildiğini düşünüp sakın ha yanılma! Bir sonsuzlukta büyür cevapların. Büyür de, aralarındaki boşluklar hissettirir daha fazla doğan soruları. Ve uçuşup gider varlığını sağlayan anlamın…
      Elinde tutuyorsun diye senin sanma her şeyi. Geri vereceksin ilerde, şu emanet bedeni. O vakit dönüp bakacaksın etrafına; göreceksin ki bir özün kalmış. Göreceksin ki o öz seni gaflette saymış…
      Kandırıyorsun kendini elbet, perdeler kaplayıp örtmüş aslını. Dil söylese ne olur, gönül tatmadıysa aşk ateşiyle ayrılığa ağlamayı. Dinle, Hakk’ın nâmesiyle ruhunu temizle; bu ebedî manânın güzel yankısıdır. De ki; hiç şüphesiz, dönüş O’nadır…