Bir gün başladı; yavaşça, sessiz, sensiz… Yalnızlıkla ürperdi bedenim yatakta doğrulurken. Ayaklarım boşluğa uzandı; bastığım yer miydi, sonsuzluk muydu bilmiyorum. Perdeyi araladım, yağmuru izledim biraz; kimsesizdi damlalar, benim olduğum gibi…
Aynada gördüm kendimi, aslında zavallı yabancıyı. Tanımadığım onca yüz içinde en tuhafı, en bilinmedik olanıydı kendi simam. Çarptım suyu suratıma, ayıbımı örter gibi kapandı ellerim üzerine. Giysilerimin içine süzüldüm sonra; o siyah, silik, sen kokan giysiler…
Fırlattım kendimi sokağa. Rüzgâr siper etti saçlarımı gözlerime. Bakışlarımdaydı çaresizliğim, görmesinler, acımasınlar yaşlarıma. Bilmiyorlar ki ne kaybettiğimi, anlamıyorlar ki. Masumiyetimi, düşlerimi, ruhumu kaybettim. Seni kaybettim, bilmiyorlar ki…
Boş da olsa adımlarım, yürüyorum yolun beni götürdüğü yere. Durursam, eğer durursam bitecek sanki herşey, sen beklemeyeceksin beni. Hızlansam da, koşsam da yetişemem ki sana, geçemem o çirki ve inkâr edilemez çizgiyi. Ne kadar çabalasam da tutamam o zayıf, minicik ipliği…
Yavaştı, sessizdi, sensizdi soluklarım. Hani gamzelerim vardı hep öptüğün, söktüm attım onları yanaklarımdan. Gülüşümü, kahkahamı parçalayıp yaktım. Güçsüz, nedensiz, geleceksiz; yani sensizim… Kör ve sağır bir dilenciyim…
İşte bir gün bitiyor, sanki hiç doğmamış gibi. Dalgalar yıkıyor beni, tekrar tekrar koyuyorlar içime hem sevgini hem nefretini. Sızlıyor ellerim hala, sanki daha demin bırakmışsın gibi. Yine yağmur, yine kaldırım taşları, yine tanımadığım insanlar. Ve ben yine yavaş, sessiz… Yine sensizim, kayıp bir serseriyim…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder